sozluk yazarlarinin ortak yapimi hikaye

g.o.pasa da eski bir kabadayi ile görüşüp ona silah satmaya ugrasacaklar, bu işi bitirirlerse minik bir servete sahip olacaklardı.

sozluk yazarlarinin ortak yapimi hikaye

g.o.pasa da eski bir kabadayi ile görüşüp ona silah satmaya ugrasacaklar, bu işi bitirirlerse minik bir servete sahip olacaklardı.

sozluk yazarlarinin ortak yapimi hikaye

g.o.pasa da eski bir kabadayi ile görüşüp ona silah satmaya ugrasacaklar, bu işi bitirirlerse minik bir servete sahip olacaklardı.

sozluk yazarlarinin ortak yapimi hikaye

kiki ve arkadaşi öcü, istasyondan yeni hareketlenmiş bir tren kadar agir hareket ediyorlardi meyhaneden kalkarken.
cok tehlikeli ve acil yapilmasi gereken bir iş bekliyordi bu ikiliyi.

su an yazanlar

beni de yazin dedigimdir.

sozluk yazarlarinin itiraflari

2 senedir girmemistim sozluge. cidden özlemişim nan.

yaabosver

uzun geldiyse kısasını verelim diyeceğim yazar. he o da kalın gelirse bir şey diyemem o zaman seçeneklerini değiştirecek.

on biranin sultani

uzun uzun yazdım beğendi. eyvallah nan.

iletisememe

zamane, çağ, nesil hastalığıdır. 80 li yıllarda çocuk olanlar bilir; tek katlı gecekondu evler vardı, bahçelerindeki dut ağaçlarının yemişlerine daldığımız, kapıları her daim açık, içinde el süpürgesiyle yerleri süpüren bir kadın olmadan asla hatırlayamadığımız evler. susadığımızda içeri dalıp su istediğimiz, güneş battığında bahçelerindeki akşamsefalarının gölgesinde çekirdek çitlettiğimiz o evler, aslında birer iletişim aracıydı bizlere hayatı öğreten.

en yakın arkadaşlarımız vardı o zamanlar, beraber yaşadığımız ama asla anlatamadığımız aşklarımız vardı. platonik.
misket ortağımız ayrı, gazoz kapağı ortağımız ayrıydı. eriklerine daldığımız ağacın sahibi kovaladığında ayrı yönlere doğru kaçsakta anlaştığımız gibi, buluşma yerimiz hep aynıydı.

iletişememenin konusu bile yoktu. çünkü iletişim, hayatımızın her anında, her saniyesinde bizlere sayısız tecrübelerle donanımlar eklemiş, bizleri, daha büyümeden ileriki senelere hazırlamıştı; ama haberli ama habersiz.

şimdiki çocuklar öyle mi?.

bilgisayarın başından kalkamayan bir çocukluk sunmak zorunda kaldık şimdiki çocuklara. misket ortaklıklarının yerini, feysbuk, msn arkadaşlıkları aldı; platonik aşklar yerine, ''kim kimde ekli, kimin nesi var'' oldu.
okey oynamak için ''dördüncü''ye gerek yok artık. taş çalmak tarihe karıştı.

zamanın akışını, hayatın ilerleyişini istediğiniz tarafa yönlendiremiyorsunuz. hatta bir anlamda o sizi yönlendiriyor istediği tarafa. teknoloji ilerledi ve buna kızabilmek mümkün değil.
fakat yine de insan o günleri özlemiyor değil.

bahsedilen bu yeni çağın, etkisi altına aldığı yeni nesile bıraktığı en acı miras; iletişememe. yani iletişimsizlik.
artık iki nokta üst üste ve bir kapanan parantez ile gülebiliyoruz. yüzümüzdeki mimikler pas tuttu. karşımızdaki kişinin ruh halini bilmeden istediğimiz gibi konuşabiliyoruz. çağ ilerledi.
empati sadece altı tane harfe dokunarak çok kolay yazılabiliyor klavyede.
sabırsızız. kızıyoruz bilgisayara yavaş çalıştığında. her şey bir an önce olsun istiyoruz.

görmediğimiz çiçekler gönderiyoruz sevgiliye, msn de muhabbetin tadına doyum olmuyor artık, her şey ama her şey bir kamera ve kulaklıkla oluyor. yanlızlaştırıldık; öyle olmak zorundaydı.

bundan sonra olacak gelişmeler hayatımızdan neleri alıp götürecek şimdiden tahmin etmek zor. yalnızlar ordusu her geçen gün çoğaltıyor müritlerini. iletişememeye devam etmek sıkıcı. güler yüzler görememek kötü. konuşamamak acı verici.

robotlaşmış yaşamlarımızda ürettiğimiz sahte pencerelere asla doğmayacak güneşlere sahibiz artık.
ışık var ama ısı yok!

kil olmak

bunun dönmesi pis olur, kıl olmak birşey değil de.

sozluk yazarlarinin dogum tarihleri

sınce 06 12 1979

artistimbrand

hoşgeldinci. adamı hoşbuldukçu yapabiliyor. *

charles bukowski alintilari

"hipodroma gitmemin nedenlerinden biri alışkanlığın gücü; hepimiz bu gücün etkisi altındayızdır. gidecek bir yer, yapacak bir şey. erken eğitilmişiz bu konuda. kımılda, katıl. dışarda ilginç şeyler oluyor belki? kaçırma. ne kadar boş bir düş. barlarda hatun tavlamaya çalıştığım günleri hatırlatıyor bana. aradığım kadın belki budur ümidi. bir başka rutin. düzüşürken bile içimden; bu da başka bir rutin, yapmam gerekeni yapıyorum, diye geçirirdim. kendimi gülünç hisseder, yine de devam ederdim. başka ne yapabilirdim ki? durmalıydım. hatunun üstünden inip, "bak güzelim, saçmalıyoruz. doğanın oyuncaklarıyız," demeliydim. "nasıl yani?" "yani, güzelim, iki sineğin düzüşmesini izledin mi hiç?" "sapıksın sen! ben burdan çikiyorum!" insan kendini çok derin tahlil etmemeli, yoksa hiçbir şey yapmaz, yaşam durur. bir kaya parçasının üstünde hiç kımıldamadan oturan bilgelere döneriz. bu da ne kadar bilgecedir bilemiyorum. aşikar olanı silerler ama bir şey sildirir onlara. tek bir sineğin kendiyle düzüşmesi gibidirler bir anlamda. kaçış yok, etki yok, etkisizlik yok. kendimizi zarar hanesine yazmaktan başka çare yok: oynayabileceğimiz bir hamlemiz kalmamış. mat olmuşuz."

kimleri goruyorum

umulmadık bir anda ve yerde görülen kişiye söylenen cümle. bazen de müdavimi olunan müzikhole gidildiğinde piyanist şantör tarafından dillendirilir.
''kimleri görüyorum efendim, abuzittin beyler de burdaymış, aslında kısaca abuz deriz ama anlamazsınız siz şimdi"

sercan yildirim

yüzden yapılan karakter tahlillerinde sıfır azimli çıkan genç forvet. bu surat ifadesiyle sercan yakın zamanlarda kaybolacak ortalıklardan benden söylemesi.

muge anli

yaptığı programın hayatına ne kadar etki ettiğini merak ettiren insan. arabesk bir hayatı olmalı.

aslan yattigi yerden belli olur

aslan denilen hayvanın bütün gün yatıp dişileri ava göndermesi ve üşengeçliğinden yattığı yerde işeyip sıçması ise asıl konu; yazılanlarla alakası olmayan başlık-tır aslında. bakma sen aslan dediğin hayvanı bok götürüyor da; bilir atalar bizim insanımızın hangi benzetmelerle gaza geleceğini.

<bkz: yürü be koçum>

nihat dogan

birileri ona salaklığın para ettiğinden filan bahsetti sanırım; belki de ortaklık teklif etti. çünkü artık olayları abartmış bulunmakta, rol yapamıyor, orjinalliğini kaybetti anlaşılıyor yani. baktılar ki bu iş para yapıyor, yönlendiler.
bu bahsi geçen kişi sakın acun olmasın.

<bkz: danışıklı dövüş>

okuma anlamazsin

neden anlamaz ki sence? yoksa bilmez mi dersin okuma ile kardeşinin; bakmakla görmek arasındaki fark kadar, paralel biz uzamda oynadıkları oyunlarda bile kavga etmediklerini.
ya anlamazsın demiştim sana. neyse bir daha okuma tamam; anlatacağım bildiklerimi. hatta bilmediklerimi de anlatsam; ne bilmediğimi biliyor olsam; fena mı olur sence? biraz ben de anlatsam .

. . .

''eeh ! bunlar okurun kafasını bulandırır; hadi ne konuştuysa başlasın anlatmaya ve yaşadıkları boyut, şimdilik onlara kalsın''

. . .

insanoğlu psikolojisini en açık tutan varlık. cebinde bulundurduğu çakmaktaşının ne durumda olduğunu düşünürken yaşadığı karanlığın bazı yönlerini atlar ister istemez. aslında adaletlidir de. ama mutlaka kazandığı ya da kaybettiği değerleri üzerine yorum yaparken, psikolojisine de başvurur. ondan asla vaz geçemez.

''belkide bir çıtır, mahkum da denilebilir sanki.''
''ya da bana mı öyle geldi.''
''aa şok şakacısınız!''
''şu çok şakacısınız lafını da bir türlü söyleyemem''
''inanamıyorum bu bir mucize''
''bakın, tarif yaparken söylediniz hala şoktayım.''

. . .

ulan sizin şokunuza da çokunuza da başlarım he!..buna hakkınız yok!..

. . .

evet bakmak ile görmek arasında fark var. okumayla anlamanın arasında olduğu gibi .paralel bir uzamda oynadıkları oyunlarda bile kavga etmezlermiş bak.

uslu çocuklar olduklarını göstermek için ne kadar da fedakarlarmış görüyor musun?..

. . .

evet anlamak zormuş; görmek kadar.
anladım . . .

sanem altan in yazisindaki inanilmaz eyyam

para verip aldığım gazeteden soğumamı sağlayan yazardır kendileri. ondan daha oturaklı ve mantıklı-bakın neden burada mantıklı dediğimi birazdan göreceksiniz- sayısız yazar var sözlük sitelerinde. neye göre kime göre felsefesine yeni bir akım desenize. buyrun sofraya;

bugünkü yazısını eleştireceğim bu aradaşın; başlık: ha emre'nin mesajı ha rüştü'nün telefonu

başlığa bakar mısınız? şeker almaya geldim, emre'yi korumaya ya da goygoyculuk yapmaya geldim.... buna benzer bir türkü vardı sanki.
eyyam bu yahu, hem de eyyamın ağababası.

ingiltere'de yaşansa şampiyonluğa gölge düşer ancak şahsi fikrimi soracak olursanız; demiş sanem altan, ve eklemiş ben bunlara itibar etmiyorum birkaç sebepten ötürü.

bakın birazdan sebepleri gireceğiz ama insan burada akıllı başlı sebepler sunulacağını düşünür di mi? bakalım öyle mi???

1-) madem bu mesajlar ortadaydı ve bu kadar önemliydi niye 15 gün sonra ortaya çıkarıldı?

madde 1-) e el cevap; sevgili sanem olayın kaç gün sonra aydınlığa kavuşması olayın önemini ya da doğruluğunu azaltır mı soruyorum sana. yani yarın bir hakem çıkıp belgeleriyle rüşvet aldığını itiraf etse, sen yarın gazetende aynı söylemi sürdürecek misin? buna cevap vermelisin. neden 15 gün sonra çıktın kardeşim mi diyeceksin açıkla!!

2-) ortada emre'nin kaan'a direk olarak yolladığı bir mesaj yok, dolayısıyla emre bu konunun dışında kalıyor teknik olarak.

madde 2-) ye el cevap: atılan mesajın emre'nin telefonundan olmaması atanın kim olduğunu değiştirir mi sanem altan. yarın öbür gün bu mesajın emre'nin attığı ispatlanır ise emre'yi teknik olarak nasıl içeri alırız? bunu da soruyorum sana.

3-) emre'nin bir tv programında konuşmasından kişisel olarak suçsuz olduğunu çıkarmış.

madde 3-) e el cevap; kişisel görüşüdür, zaten yazdığı yazıya bütün olarak bakıldığında kişinin bu konudaki kişisel görüşlerinin ne denli ileri derecede olduğu görülecektir.

4-) ( en saçması da bu inanamıyorum sana vatan) bilenlere sordum, eğer şikeli bir maç ayarlanmaya çalışılsa , yöntem kesinlikle bu olmazmış.

madde 4-) e el cevap. bu nasıl bir saçmalıktır yahu, kadına bak modüsoperandisini de yapmış yani he!! bu şekilde yapılan şike yokmuş. bilenler öyle söylemiş o da yazmış. sen bizimle dalga mı geçiyorsun yahu!! bir dediğin bir dediğini tutmuyor. şikenin kuralı yolu yordamı mı olur arkadaş. şike maçı bir şekilde bağlamaktır. ama para verip satın alarak ama hakemi aynı şekilde ama başkanı ama onu ama bunu. nasıl yaparsan yap. bu nasıl bir saçmalıktır ki çıkıp böyle bir yöntem yokmuş diyebiliyorsunuz?

bir de altta neyi ima etmiş bakın mantık hatasının da ne olduğu burada ortaya çıkacak. geçen sene rüştü fener'e karşı oynayacak kasımpaşa'lılara; '' hadi göreyim sizi; diye mesaj atmış. bununla onu bir tutmaya kalkmış yazdığı yazı da

soruyorum tekrar sen kasımpaşa'lı futbolcuya istediğin kadar mesajlar yağdır, adam ancak gücünün yettiği kadar oynar ama bir adama oynama dersen o adam maçı satar.

sence de öyle değil mi sanem altan? ikisi aynı şey mi cevap ver!